Cool Butterfly bir kızın saçmasapan güncesi.
Ne hissettiğim veya yaptığım hakkında hiçbir fikrim yok.

Bugünlerde bana ne oluyor, bilmiyorum. Kendim olmaktan çıkıyorum bazen, mantığımı tamamen susturup o garip iç güdülerimle hareket etmeye başlıyorum, aptallaşıyorum. Bazen çocuklaşıyorum,ağlamak istiyorum, zoruma gidiyor bazı şeyler. Bazense genç bir kadına dönüşüp tutkularımı bastırmaya çalışıyorum, o garip dürtülerimle beraber.

Ama anladığım şu ki sanırım BÖ’den hoşlanmaya başlıyorum, ama bildiğiniz hoşlanmalardan değil bu. Ona duygularımdan çok iç güdülerimle yaklaşıyorum, yani aşık filan değilim sadece çok fazla arzu ediyorum. Nasıl anlatmalıyım, bilmiyorum, bu durum biraz karmaşık galiba. Hani karakteri çok saçma geliyor aslında, geleceğimizi filan hiç düşünemiyorum, sadece bedeni çekiyor beni, bu kadar. Bazen “Biraz susmayı denesene.” deyip vahşice ona saldırmak geliyor içimden, ama nasıl saldırılır bilmiyorum. Gerçi ne hissettiğimi de bilmiyorum, böyle de saçmayımdır bazen.

Bazen diyorum ki kızım sen M’yi unutmak için resmen BÖ’yü kullanıyorsun haberin yok, diyorum. Ama sonra BÖ’yle konuştuktan sonra yani, konuşurken hiç M’yi düşünmediğimi fark ediyorum. Onunla konuştuğumda sadece üstüne sinmiş parfümüne doğru yürümek, ellerimi omuzlarına yerleştirip dudaklarından bir buse almak istiyorum. Sonra gitmek istiyorum, yani sadece arzu ediyorum onu, bu bir erkeğin bir kızı arzulaması kadar hayvanca ve vahşice, farkındayım. Bu yüzden suçlu ve günahkar gibi hissetmiyor değilim. Hatta çoğu zaman bunu düşündüğüm için kendimden utanıyorum; ama gözlerimi kapadığımda gözümde aynen bu sahne canlanıyor. Sonu belli olan rüyalardan hep nefret etmişimdir zaten. Sonunda hep ben gidiyorum, bir şey dinlemeden, konuşmadan, ardıma bakmadan.

Aslına bakarsanız BÖ’nün benimle öyle özel bir şekilde ilgilendiği de yok. Bazen ona bakarken yakaladığımda kendimi hep suçlu bir kız çocuğu gibi hissediyor, sonra şu lanet hormonlarıma sahip olamadığım için kendimi onun peşindeki kız sürüsüne koyuyorum. Onlardan tek farkım var; ben bir başkasını daha seviyorum ve ona en sert tavırları ben koyuyorum.

Konuşmalarımızda o kadar çok birbirimizi tersliyoruz ki, ilkokul çocukları gibiyiz. Bazen yoruluyorum, çene çalmadan susup onu öpüp kaçıp gitmenin yollarını arıyorum. Ama hayır, o hiç tek başımayken yanıma gelmiyor. Belki de o da farkında, onu arzuladığımın… Henüz yanımdakilerin dikkatini çekmesem de şimdiden üç kişiye onu anlattım, birkaç küçük ve elektriksel şeyleri hissettiğim anları.

Keşke diyorum bazen, keşke M’yi aklımdan atabileceğim bir doktor bulabilsem. Sabah uyandığımda M yok olmuş olsa zihnimden. Sırada her yanıma geldiğinde aynı hızlı nefesi alıp vermesem, bu kadar güçsüz görünmesem keşke, onun gözlerine bir kez olsun güçl olduğumu hissettirecek derecede ürpertici bakmayı isterdim; ama cesaretim yok. Tükendi galiba, her şey gibi. Unutmayın; her şey bir gün tükeniyor.

M’yi unutsam BÖ’yü halledebilirdim kesinlikle. Sonuçta hala sadece fiziksel bir çekim var aramızda ya da sadece ben onu fiziksel olarak istiyorum. Gerçi onu kim istemiyor ki? Çevremdeki kızları gördükçe “Aferin kızım, tebrikler, sürüye katılmanı neyle kutlayalım?” diye soruyorum içimdeki sapkın bana. BÖ hissediyor mu ya acaba, umarım hissetmiyordur. Hislerinin güçlü olduğunu burcundan anlayabiliyorum. Şansın böylesi ki bir aralar da böyle bir şey yaşadığım kişiyle aynı burçlar: Akrep. Siz Akrep ve Boğa’nın birleşimini bilir misiniz? Ateş ve buz gibidirler. Ama herkesin unuttuğu bir şey var, buzun içinde mutlaka bir ateş bulunmaktadır ve buz erimeyi diler bazen. Su olup akmalı, ama nereye?

Öyle işte.

Kaç gündür yazamıyorum, çünkü kafam karışık. Ama yazacağım, kısa kısa anılar şeklinde. Çünkü her şeyi şuan kafamda birleştirebilmiş değilim hala. Sanki beynimin dili sustu, kalbimin ritminden düşüncelerimi duyamıyor gibiyim.



BÖ kimse onu hayatımdaki kişilere yazmamışsın.
Anonymous

Yazacağım :)

BÖ: Bu zamanlarda kızların bahar partisine cıvıl cıvıl gelmesi lazım. Mesela narçiçeği çok tatlı bir renk.
GG: Benim öyle bir bluzum var; ama fazla basit kaçar.
Ben: Aslında şey yavruağzı rengi de çok güzel. Yani ben çok seviyorum.
AG: Yavruağzı ne ya? -Sırıtır.-
BÖ: Oğlum bilmiyor musun? Pembe gibi bir renk ya hani, bir ara öyle bi gömleğim de vardı.
AG: Gömleklerini ezberlemiyorum ki oğlum.
BÖ: Dur, sana gösterim. -Bakınır. Bir pembemsi bir duvar görür.- Bak şunun gibi ama öyle değil.
Ben: Evet, değil. Çünkü o çok fazla pembe görünüyor.
BÖ: Haklısın. -Bana dikkatlice bakar.- Dudakların...
Ben: Nolmuş dudaklarıma...
BÖ: Yavruağzı renginde.
Ben: Öyle mi? Dur bi bakim. -Dudaklarına bakmaya çalışıyorum, tabi ki de başaramıyorum..-
GG: Bu yüzden ne sürse yakışıyor.
Ben: Galiba...
BÖ: Dudakların güzel gerçekten.
Ben: Hayır, ince.
BÖ: Ama güzel.
Ben: ...
(Konu değişir.)

Parti öncesi - Okul ve Hazırlanış

Açıkçası son üç derse kadar sanki partiye gitmeyecek gibiydik; ama sonra yani öğle arasında şuan ağabeyimiz gibi olan AG yanımıza gelince biraz parti havasına girmiştik. Dışarda oturmuş, gölgesi olan bir bankta adeta yayılıyorduk. M’yi gördüm, gri spor bluz giymişti. Okuldaydık, o yüzden okul forması giymesi gerekirdi. A “Umarım bugün badminton olimpiyatlarında bizim takım birinci olur.” dediğinde yaptığı imayı anlamıştım. Sinirle onu unutmaya çalıştığımı tekrar ederek “Umarım kaybederler, inşallah, amin.” dedim. Sonra A inatla “Niyeymiş o? Umarım kazanırlar, inşallah, amin.” filan dedi, güldük. AG’ın bilmediği tek şey M’yi istemek dışında içten dilediğim her isteğin yaradan tarafından hoşgörüyle kabul edildiğiydi. Dualarımın gerçekleşme olanağı M’yi isteyince tıkanıyordu sanki; ama yine de bu durumda hayırlısını dileyip geri çekilmekten başka yapacağım bir şey yoktu.

Cuma gününün ilk saatinden beri V ile badminton oynuyordum. Kabul ediyorum, oynamaya oynamaya paslanmışım; ama yine de kıyasıya rekabet içindeydik. Ta ki rüzgar V’den yana çıkıp beni saf dışı edene dek. Rüzgarın yönü yüzünden 6 puan fark yiyerek kaybetmiştim.

Derken çok yorulduğumu hissettim, dudaklarımın kuruduğunu; ama aksine tenimin ıslandığını… Kantine girdiğimde ise gözlüklerimin gözlerimde olmadığını anladım. Filenin yanındaki pencere kenarına bırakmış olmalıydım. M ve bir arkadaşı vardı. Ben geldiğimde ise kantinin önünde soldan sayarsak “ben, M’nin arkadaşı ve M” vardı. M’nin arkadaşı kantinci teyzeden iki döner istedi ve diş telleri olduğu için etiyle ilgili birkaç şey söyledi. Vücudumdaki keskin sıcaklık. Kahretsin, yüzüm eminim kıpkırmızı. Kalp atışlarımı kimse fark ediyor muydu? Gözlerimi belli belirsiz kapatırken kantine candan bir kız girip su istedi, iki tane istemesini rica ettim. Kantin yoğun olmadığı halde şu lanet olası suyu alıp terk edemedim ortamı. Çıkıp gitmek de çok abes olurdu. Bu yüzden sabırla bekledim. Beden hocası geldiğinde gülümseyerek geldi. Önce Mgile maçı sordu, arkadaşı gururla ikinci olduğunu söyleyince alaylı bir biçimde gülümsedim, duam kabul edilmişti. Arkadaşı gururla ikinci olduğunu söyleyince alaylı bir biçimde gülümsedim, duam kabul edilmişti.Şu iki güzele güzelinden su lütfen.” dediğinde kantinci nihayet bizi fark edip suyumuzu verdi. Kantincinin en son “Bizde çifte standart yok hocam.” dediğini duydum. Komik değildi, o an bulunduğum an için hiç hem de.

Derken A ile yeniden beraberdik. Birlikte top bulup futbol oynamaya karar verdik. -Evet, çok zekiyiz.- Derken şu yine AG ile gördüğümüz çocuk BÖ geldi. Hani bir ara havalı bir çocuğu M’ye karşı kullanmıştım ya, hıh işte biz tam hocadan top isterken bu geldi. Hoca yine havasını attı bize, top mu istiyoruz yoksa ciğerini mi söküyoruz, anlamadım.

Salak adam…” diye mırıldanırken bu ben fark etmeden elindeki pilot kalemle kolumu çizdi.

Çok ayıp. Ne ahlaksız bir tavır bu böyle. Seni saygısız olduğun için damgaladım, artık o damga hiç geçmeyecek.” dedi gülümseyerek. Bilmiş bir tavırla “Emin misin?” dedikten sonra elimdeki pilot kalemin lekesini sürterek geçirdim.

Bak, geçti bile.” dedim. Tam elindeki kalemle yeniden çizmeye kalkışıyordu ki ondan kaçtım. Kaçarken ayağım sarmaşıklara takıldı ve neredeyse yüz üstü düşüyordum. Sakarlığım her yerde diyebiliriz buna.

Neyse, sonra biz futbol oynadık ve ben AG’ın ayağındaki topu çok iyi bir şekilde kurtarmış olmalıyım ki oradaki üç erkek de çok şaşırdı. -Evet, üç erkek üç kız futbol oynadık.- BC  kaledeydi, GG, AG ve BÖ -yani şu havalı çocuk- bir takım oldular. Ben de “Amerikan futbolu topu” deyince garip bulduğum çocukla eşleştim. Sonradan anladım ki AG gerçekten futbolda iyiymiş. Çünkü ondan sonra topu ayağından kapamadım. Oyun bitiminden BÖ BC’ye çok iyi kaleci ve benim de tanıdığı en iyi top kurtarıcı olduğumu söyledi. Bizdeki egoyu düşünün artık.

Sonra biz tam ön tarafa giderken M de bizim olduğumuz yere doğru yürüyordu; ama bizim için değil yanımızda onların sınıfının erkekleri “Amerikan Futbolu” oynuyorlardı, o yüzden. Elinde tomarla kağıt vardı, üzerinde ne yazıyordu, bilmiyorum. Sonra önde de bu altı kişilik grup takılmaya devam ettik. O anda M ve grubunun bizden biraz uzakta ve çaprazda oturduğunu gördüm. BÖ bir ara bizden büyük olduğuna dair nispette bulundu, sonra özür dilemek istercesine elimizi sıkmaya çalıştı. Hayır, sıkmadım. İnatçı ve sinirli biri olduğumu söyledi sonra. Sonra tuttu, akıllı olduğumu ve asla deli biri olamayacağımı söyledi. Galiba onun gözünde yaşlı ve emekli bir bayandım. Konuşmanın sonunda AG ve BÖ’nün İsrailli olduğunu, elindeki damgaları gördüm. Sonra o “Amerikan Futbolu Topu” söyleyişini garip bulduğum çocuğunsa Uçak Motor Bakım Bölümünü kazanmak istediğini öğrendim. BC, BÖ’nün kaslarına 20 yumruk atıp zevke gelmişçesine “20 yumruk, çok eğlendim.” dedi nefes nefese ve oradaki herkes kahkahalar atarak güldü. Son olarak BÖ ne giyeceğimizi sordu. Topuklu mu yoksa topuksuz sandalet mi giymem gerektiğine bir türlü karar veremiyordum.

Bak moda işlerinden en iyi anlayan kişi benim. Hafif bir parti olacak, bu yüzden elbisen kafamdaki gibiyse harika olur ve ayakkabı için de topuklu giyme.” dedi ve ben salak gibi onun sözünü tuttum. Saçlarımı arkadan dalgalı at kuyruğu yaptım, gözlerime eyeliner sürüp dudaklarıma elbisemdeki kırmızı tonunda bir ruj sürdüm. Sonrasında amcam beni aldı ve okula götürdü.

Arabanın aynasından dudaklarıma baktım, harika görünüyorlardı, ciddiyim. Sanki biraz daha dolgun ve ışıltılı. Dudakları dolgun kızları kıskanıyorum ve bir de beğenmediklerinde iki tane çarpasım geliyor.

—-

Parti Zamanı

Partiye ilk geldiğim saat kimsenin piste çıkmayacağını ve orada öylece müzik dinleyeceğimizi sandım. İlk lise partimin böyle devam etmesi hiç hoşuma gitmiyordu. Gözlüklerime, gözlerime sürdüğüm rimel bulaşınca çıkarmak zorunda kaldım. İlk önce birkaç berbat fotoğraf çekildik. Şu konuda acayip şanssızım: BC hiç iyi fotoğraf çekemiyor. Ben onu çektiğimde o kadar iyi kareler alıyorum ki o da benim aksime tam konuştuğumuz sırada çekiyor, deyim yerindeyse hortlak gibi çıkıyoruz. Sonra bir ara saçlarımın kabardığını hissedince lavaboya gittik. -Bundan sonra saydığım kadarıyla parti boyunca altı defa lavaboya gittik.-

Lavabonun önünde BÖ’yü gördük. Bir kot pantolon üstüne mavi çizgili bir gömlek giymişti. “Elbisen çok yakışm…” demeye kalmadan “Aptal, gerizekalı, mendebur, akılsız…” demeye başladım. Aralıklı ve bastırarak tüm hakaretleri ediyordum. Lavabodaki kızların bize baktıklarını görmek hoşuma gitmese de iki arkadaşımın yanında kısa kalmamı sağladığı için ona çok kızgındım.

Ne oldu, ne yaptım?” dediğinde adeta ateş püskürerek “Şu halime bak! Seni dinledim ve bir bakalım ne oldu? Çok kısa görünüyorum. Ve bil kimin yüzünden? Senin. Kahretsin, keşke seni dinlemeseydim. Bu gece gözüme gözükme.” diyip binadan dışarı çıktığımda kızlar beni sakinleştirmeye çalışıyorlardı. BÖ ise aksine yanıma gelerek pis pis sırıttı ve “Aslına bakarsan, haklısın. Bu halinle olabildiğince kısa görünüyorsun.” dedi. Tam onun omzuna bir yumruk geçirmek üzereydim ki kızlar beni tutup ondan uzaklaştırdılar. Bundan sonra sınıfımızdan sadece üç kişi geldiği için ezik ezik dans etmeye başladığımızı hissettim. Sonra dans etmek için kimseye ihtiyacımız olmadığını anladım. Işıklar söndüğünde ben deliler ve sarhoşlar gibi dans ediyordum. BC ise AE’ye bakıp duruyordu ve resmen onun haber ajansı gibiydi. Neyse ki böyle bir sorunum yoktu. Gözlüklerim olmadığı için kimseyi tam olarak seçemiyordum. Sonra BC bize “Acilen kendimi bir erkeğe yamamam lazım kızlar.” deyip büyük bir cesaretle BÖ’nün yanına gitti. Geldiğinde yüzündeki kuyruk acısı gülünesi olsa bile sesimi çıkarmadım.

Ne oldu?” diye sorduğumuzda BÖ’ye “Birlikte dans edelim mi?” dediğinde “Tamam, dans et.” dediğini söyledi. Aslında fazla kızsam bile sesimi çıkarmadım. Sonra biz Ç ile bir ara dans ediyorduk, ben böyle bildiğin kendimi nasıl kaptırmışsam tamamen berbat hareket ediyordum. -Berbat hareketten kastım elbisemin önünü açmak ve belimi iki yana sallarken aşağı yukarı doğru dans etmeye çalışmaktan bahsediyorum. Bu halimle çekici ve güzel dans ediyor olmanın tam tersi olduğumun farkındaydım.- Kız bana gülümseyerek “Senin bu kadar oynak olacağını tahmin etmezdim, içinden dişi bir boğa mı çıkardın naptın sen ya?” derken kahkaha attım. Sonra omuzlarımı sallayarak sağa sola doğru hareket ederken omzum BÖ’ye çarptı. BÖ’yü görünce sinirlendim ve “Gider misin?” dedim. Anlamadı, müzik çok sesliydi. Bana yaklaşıp tekrar etmemi söylediğinde “Siktirip gider misin lütfen?” dediğimde omzunu silkip Ç’yi ellerinden tutup inadına döndürdü ve dans ettirdi. Ç’yi görmelisiniz, kız resmen kendinden geçti ve hatta şunu söylemeliyim ki kesinlikle özgüveni yerine geldi. Bu çocukta şeytan tüyü var, yemin ederim. Çünkü bizim suskun SA bile BÖ’nün etkisi altında. Ama salak olduğu da acı bir gerçek. Ayrıca burnu konusunda M onu her türlü kırıp geçirir. Q7 ile Ben Barnes’in birleşimi gibi bir şey. Ama o Q7’den başka birine benzetilmeyi sevmiyor o ayrı Galatasaraylı olmasına rağmen.

Partide bildiğin yalnızdım yani, beni uzaktan izleyen bunu kolaylıkla anlayabilirdi; ama sanırım en çok eğlenenlerden ve dans edenlerden biri de bendim. Parti boyunca hiç oturmadım. Düşünebiliyor musunuz, üç saat boyunca dans ettim. Sadece eşli bir şarkıda öylece durup şarkıyı mırıldanmak zorunda kaldım. O anlarda insanın çektiği yalnızlık ve hatırladığı anılar kadar nefret edilesi bir şey yok sanırım.

Parti boyunca iki şişe su ve bir şeftali meyve suyu içtim. Sonra BÖ arsızlıkla yeniden bizimle dans ettiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü AG’ın bile bana “Sen çok agresifsin, ne bileyim her dakika sinirleniyorsun.” dediği aklıma gelince o an BÖ’den özür bile dileyebilirdim; ama dilemedim. Zaten özür dileme özürlüsü bir insanım. Odunun da tekiyimdir. Hayatımda en çok özür dilediğim kişi annem ve hoşlandığım çocuklardan başka kimse değil.Sonra BÖ gülümseyerek yanımızdan ayrıldı ve “Çok eğleniyorum, VOHOOUUAAAAOOO!” gibisinden bir haykırdı.

Sonlarda konser bitiminde yani, ben şarkının ritmiyle kafayı bulmuşken yine M’nin bir arkadaşını gördüm. Arkamı döndüğümde ise M’yi… Orada durmuş, arkadaşıyla bir şeyler konuşuyordu. Onun beni görüp görmediğinden emin değilim; ama yine de rahatsız oldum. Bu yüzden GG’nin elinden tutup başka bir yana geçtim. Yine bir kızla konuşuyordu. Yine. Ve yine. Kendime acımaktan vazgeçmeliyim. Kendimi suçlamaktan. Güzel ve zayıf olmam düşüncelerini bir nebze olsun değiştirir mi diye düşünmekten de.

Sonra amcamla babam geldi ve beni bu düşünce kaosundan kurtarmak için partiden beyaz ve son model bir arabayla uzaklaştırdılar.

Parti için onca kurduğum hayal ve tatlı bir yorgunlukla arabada uyuyakalmıştım.


“Onu düşününce midemde sanki büyük bir kelebek cesedi var gibi hissediyorum.”

Onu düşününce midemde sanki büyük bir kelebek cesedi var gibi hissediyorum.